 |
|
|
|
|
Mitoloji Nedir ? |
|
Güncelleme : 29 - 01 - 2012 |
 |
 |
|
|
|
Mitos söylenen ya da duyulan
sözdür; masal, öykü, efsane anlamına gelir. Loji ise, ilk anlamı söz
olmakla birlikte bilim anlamına gelir. O halde mitoloji efsane
bilimi anlamına gelmektedir. Mitos, çok tanrılı bir dinin tanrıları
üzerine anlatılan öyküler anlamına geldiği halde hiç bir zaman ilk
çağda bir din kitabı haline gelmemiştir. Çünkü bu efsaneler, tek
tanrılı dinlerde olduğu gibi inanç düzeyine yükselmemiştir. Sözlü ya
da yazılı edebiyat ve sanat kollarının hepsinde durmadan konu
edinilip işlenen ve işlendikçe değişen mitoslar ne kadar ozan,
yazar, sanatçı varsa o kadar biçim almış ve bu nedenle hiç bir zaman
belli bir dinin tek kitabı halinde toplanmamıştır. İlkçağ mitosu
laiktir; din adamının değil, sanatçının uğraşıdır.
Tarihçi Herodotos’un verdiği bilgiye göre, tanrı soylarını bir bir
anlatan, tanrılara isimlerini veren, niteliklerini tanımlayan ve
öykülerini anlatan Homeros ile Hesiodos’dur. Mitosun edebiyat
düzeyine yükselmesi bu iki büyük ozanla başlar, ama onlarla bitmez.
Onların anlattıklarına ekler, katkılar yapılır; yüzyıllar geçip,
edebiyat türleri çoğaldıkça, mitoslar da yeni anlatım ve yorumlarla
zenginleşirler. Klasik çağda şiir ve tragedya konu zenginliğini
mitosa borçludurlar.
Mitoloji deyince, başta Yunan-Roma mitolojisi diye bir kavram akla gelir.
Oysa bir öykünün Yunanca ya da Latince yazılmış olması, o öyküyü ne
Yunan’a, nede Roma’ya mal eder. Söz konusu Akdeniz mitolojisidir ve
anavatanı Anadolu’dur.
Yunan ve Roma mitolojisi insan soyunun bin yıllar önce neler düşünmüş,
neler duymuş olduğunu gösterir. Böylece, doğayla ilişkilerini son
derece azaltan uygar insandan çıkarak, doğayla iç içe yaşayan insana
varılabilir. Dünya gençtir, insanlar doğanın ortasında toprağa
bağlıdırlar; günlerini ağaçların, denizlerin, tepelerin, çiçeklerin
arasında geçirirler. Gerçekle gerçek dışı daha pek ayrılmamıştır.
Bugün elimizde bulunan öykülerin ilk ne zaman anlatıldıkları
bilinmemektedir. Bu öyküler dilden dile dolaşmaya başladığında,
Yunanlılar ilkel çağı çoktan geride bırakmışlardır. Yunanlılarla
birlikte insanoğlu evrenin en önemli varlığı olmuştur. Daha önce
insanoğluna pek aldıran yoktu. Yunanlının yarattığı tanrılar insan
biçimindedir. Mısırlı, düş gücünün neler yaratabileceğini göstermek
istercesine, tanrısını kedi başlı bir kadın olarak düşünmüştür.
Taşlardan dev gibi yaratıklar ortaya çıkarmıştır. Mezopotamya
tanrılarının da insanla ilgisi yoktu. Kuş başlı adamlar, boğa başlı
aslanlar şeklindeydiler. Başka bir deyimle, yaratıcının yalnız kendi
kafasında bulunan gerçek dışı varlıklardır. Eski Yunan’dan önce
insanlar bu tanrılara taparlardı. Aradaki büyük değişikliği anlamak
için, bir Zeus’un, bir Apollon’un heykelini göz önüne getirmek
yeterlidir. İnsan biçimindeki ölümsüzler, aslında dünyaya
akılcı bir düzen getiriyorlardı.
Yunanlılar Olympos dağındaki ölümsüzlerin neler yiyip içtiklerini, nasıl
eğlendiklerini bilirlerdi. Aslında onlardan korkarlardı, ama
Hera’nın kocası Zeus’u başkasıyla suçüstü yakalama öyküsüne de çok
gülerlerdi. Tanrılarla insanlar arasında bir içtenlik sürüp giderdi.
Yunan mitolojisinin yarattığı mucize; insancıl bir dünya ve her şeyi
bilen, her şeyin üstündeki o bilinmeyen varlığın saldığı korkunun
yok oluşudur.
Mitolojide büyünün yeri yoktur.
Yunanlılardan hem önce, hem de sonra
büyük önem taşımış olan yaşlı, çirkin büyücülere rastlanmaz. Babillerden beri süre gelen astroloji yerini astronomiye
bırakmıştır; yıldızlar insanları etkilemez. Mitolojide, tanrılarla
yakınlık kuran rahiplerden korkulmaz. Zeus’un yıldırımlarını
fırlattığı olur, ama böylesi olaylar azdır. İlk Yunan mitologları,
korku dünyasını, başarıyla bir güzellik dünyasına çevirmişlerdir.
Yunan mitolojisi daha çok tanrılarla, tanrıçalarla ilgili öykülerden
oluşmuştur ama Yunanlıların kutsal kitabı olarak okunmamalıdır.
Çağdaş mitoloji anlayışına göre, gerçek bir mitosun dinle hiç ilgisi
olamaz, asıl ilgisi doğayla kurulmuştur. Bu masallar insanların,
hayvanların, ağaçların, çiçeklerin, güneşin, ayın, yıldızların,
fırtınaların, depremlerin nasıl olduğunu anlatır.
Yunan mitosları, uygarlığın beşiği olan Akdeniz kıyılarında ve Ege
bölgesinde yaşayan insan topluluklarının sanatı, ahlak, din ve aile
kurumları ve siyasal yaşamı üzerinde derin etkiler yapmıştır.
Gerçekten bu mitoslarda eski Yunan inancı, düşüncesi, Yunan yaşama
biçimi vardır. Başka ulusların mitolojilerinden alınan, ama çoğu
Yunanlılar tarafından uydurulan ve dinlerin temelini oluşturan bu
mitoslar artık sanat ve edebiyata aktarılmıştır.
Mitolojinin doğuşunun anlaşılması için, insanoğlunun çok eski
zamanlardaki yaşamına bakmak gerekir. İlkel insan da, tanımak ve
bilmek gereksinimi içindedir. Doğa olaylarının nedenlerini, nereden
gelip, nereye gittiğini, yaşamın ne olduğunu, ölümün sırrını bilmek
istemektedir. İlkel insan bunlara bir açıklama bulmaya çalışır. Her
şey onun için şaşırtıcı ve korkutucudur. Doğa olaylarının akılcı bir
açıklamasını yapamaz. Bu yüzden evreni doğa üstü yaratıklarla
doldurmak gerekir. Bu doğa üstü varlıkların yaşayışını,
davranışlarını ve karakterlerini insanlarınkine benzetir. Fakat
bunların insanlarla eş olmayan güçleri, yetenekleri, erdemleri ve
kötülükleri olmalıdır. Bu tanrılar ortaya çıkarıldıktan sonra,
bunlar hakkında çeşitli masallar uyduruldu ve mitoloji doğmuş oldu.
Yunanlılar bütün bu masalları kendileri uydurmamışlardır. İlişki
kurdukları uluslardan, Mısırlılardan, Asurlardan, Fenikelilerden
almışlardır. Onları kendi inançlarına katarak masallarla süslediler.
Bu masallar bir kez doğunca, olduğu gibi kalmayıp, kuşaktan kuşağa
geçerek büyüyüp çoğalmıştır. Daha sonra bu masallar yazıya dökülür.
Ozanların, tragedya yazarlarının ve filozofların çabalarıyla
güzelleştirilir.
Mitosun bunca yüzyılı aşıp, tek tanrılı dinlerin yasaklarından sıyrılıp
günümüze kadar gelebilmesinin nedeni, insanları düşündüren,
duygulandıran birçok şeyin bu efsanelerde olduğundan daha açık, daha
güzel, daha yüce olarak söylenmemesidir. Çünkü Yunan efsanesi
zenginliğini; doğa ve insanlar, kültür ve sanat, bu dünya ve öteki
dünya yani en geçici ve en kalıcı şeylerden almaktadır. Yunan
tanrılarının her biri bir karakter, canlı birer yaratıktır. Yunan
efsanelerinin her birinde insan ruhu üzerinde derin bir bilgi göze
çarpar. Mitos, kendine özgü bir dille konuşur ve insanların
düşündüğü, inandığı, yarattığı her şeyi söylemektedir. Mitolojinin
verileri yüzyıllarca yaşamış ve her sanat alanına konu olup
işlenmiştir. Müzikten heykele, resimden edebiyata kadar her dalda
mitolojik konulara rastlamak mümkündür. |
|
|
 |
|
|
|
Anadolu ve Avrupa Mitolojisinde İçerik ve Motif
Karşılaştırması
Prof. Dr. Zeki Cemil Arda |
|
Mitoloji bir milletin kültürünün başlangıç
noktasıdır. Ulusal kültürün en geniş anlamda kökleridir. Bu
kökleri tanımadan günümüzdeki kültür olaylarını açıklamamız
mümkün olamaz.
Asya’dan Avrupa’ya kadar ilerlemiş olan Türk milleti bu uzun
yolculuğunda çeşitli milletlerin kültürleriyle tanışmış, onları
etkilemiş, onlardan etkilenmiş, kendi kültürel yapısını
zenginleştirmiş veya kendi kültürü diğerlerine egemen olmuştur.
Mitoloji bir milletin atalarının en eski başlangıcındaki
inançları, hayalleri, tutkuları olarak günümüzde bile hala
etkisini sürdürüyorsa; izlerini günümüze kadar getirip yaşamına
devam ediyorsa, bugünkü modern yaşam biçimimiz, dünyaya
bakışımız, medeniyetteki ilerlememiz yeni giysiler içindeki bir
“ modern mitolojik olgudan” başka bir şey değildir.
Örneğin, acaba uzay yolculuğunun ardında yatan sebep nedir?
Acaba Tanrı ve Tanrılar dünyasını mı arıyoruz? Bu işi yapan
kişileri nasıl isimleyeceğiz?
Mitoloji , bu bilimle uğraşan, onu meslek edinen kişiler için
klasik edebiyat boyutlarını, teologlar, ilâhiyatçılar için
dinler tarihinin başlangıçtaki boyutlarını, halk bilimcileri ve
etnologlar için örf, adet, gelenek kısaca sanat ve kültür
boyutlarını, çocuklar için ise geleneksel eğitimin
temellerindeki boyutları içerir.
Mitolojide, insanın psikolojik yapısının en derin olan yerinde
ve çocukluk yıllarında yer almış olan ilk ve ilkel motifler yer
alır. Mitolojide zaman ilk zamandır ve yaşamın, insan yaşamının
bu ilk zamanlardaki ilk normlar (=ölçütler), ilk şekiller yer
alır.
Yaşanmış denenmiş olanın, akıldaki yaratma gücü sayesinde sanata
dönüştürülüp retorik unsurlara zenginleştirilip, olağan üstü bir
kimliğe büründürülerek sunulması, mitolojinin insanları bağlayan
sihirli ve gizemli boyuttur. Bu boyutu biraz daha açacak
olursak, mitolojik anlatımlarda şiir dünyası, müzik, estetik
sanatlar, felsefe ve diğer bilim dallarıyla temas vardır.
Mitoloji gnosis ve teologiyle karıştırılmamalıdır, çünkü
mitolojide yaratıcılık, sanat ve estetik karakterler ayırt edici
faktörlerdir.
Mitolojik konularda anlatıcının kişiliğini aşan, diğer insanları
aşan bir olgu vardır; Tanrı ve Tanrılar aleminin soyut olan
yapısı, mitolojide imajlar, betimlemeler, benzetmelerle
kavranılabilir, algılanabilir hale dönüştürülmüştür. Bu anlatım
ve sunuş biçiminde bir amaç vardır: insanı etkilemek ve onun
yüreğinde yankılar yaratmak, onu anlatılan olay veya kişilerin
şahsında özdeşleşmesini sağlamak. Bu konuda anlatıcıya düşen
görev daha zordur. Kişi ve olayları dinleyiciye göre, yani onun
kültürel altyapısına göre anlatmak, tonlama yapmak, mimiklerle
olaya canlılık kazandırmak; gerektiğinde yaşamakta olan güncel
olayları ilave etmek, yorumlamak, yeni mitolojik olaylara yeni
varyasyonlar katmak, zenginleştirip ilginç hale getirmek
zorundadır.
Mitolojide ulusal fikir ve kültür yapısı ön planda yer alır. Her
milletin kendine özgü kültürü vardır. Milleti oluşturan,
insanları birleştiren, bir arada tutan en büyük ve izleri
bugünden geriye doğru izlenebilen kesintisiz bir bağ vardır.
Avrupa kendi kültürlerinin temelini antik Yunan mitolojisine
bağlar. Antik Yunan mitolojisinin temeli acaba hangi diğer
antik devletlerin mitolojileriyle ilgilidir? Eğer bu soruya
cevap aranırsa, bu bağın antik Yunanistan’da olmadığı görülür.
Batı bilim adamlarının ve bu konunun uzmanlarının “asiatic”
devletler olarak niteledikleri ve antik Yunanistan zamanında,
varlıkları tarihi kayıtlarda “ var olan” diğer devletler
şunlardır; yani Yunanlılarla bu devletler arasında – bugünün
Türkiye coğrafyasında – kültürler arası temas yapılıyordu :
kronolojik sırayla en eskiden başlayarak Sümerler, Akkadlar,
Hurriler, Hititler, Urartular, Firigler, Truvalılar, Karyalılar,
Lykyalılar, Kilikya ve Bitinyalılar, Cappadokialılar, ve diğer
irili ufaklı 27 medeniyet. Onların da temasta bulunduğu Persler,
Hintler, Asya’daki Türk devletleri ve Çinliler.
Mukayeseli edebiyatlar konusunun daha iyi anlaşılabilmesi için ilk
önce bu ülkelerin mitolojilerini karşılaştırmak, insanlık
tarihinin birleşen, birleştirici ve ayırt ettirici motiflerini
buralarda görmek ve göstermek gerekir. Geçmiş kültürlerle
ilgilenmek mitolojik olayları birer tiyatro eseriymiş gibi
incelemek, hem Tanrılar tarihini, hem de insanlık tarihini aynı
anda öğrenmeyi sağlar. Mitoloji, edebiyatta yer almış bütün
konuların ana motiflerini bağrında saklayan bir kaynaktır. Bu
motiflere örnek vermeden önce mitolojilerin birbirleriyle olan
temaslarına kısaca değinmek gerekiyor.
Bu arada Trakya’sıyla Anadolu’suyla ve üç yanını çeviren
denizleriyle Türkiye’mizin tarih boyunca kültürlerin
birbirleriyle karşılaştığı bir medeniyetler potası olduğunu ve
bu alandaki işlevinin önemini bir kez daha vurgulamak gerekiyor.
M.Ö.2350-2l59 yılları arasında Kuzey
Mezepotomya’da Akkadlar, Elamlar ve Sümerler’le birlikte yaşamış
olan, Sümer Çivi yazısını kabul edip kendi dilleri için kullanan
Hurriler bu günkü Habur ve Kerkük şehirlerinden güney batıda
Alalah ve Filistine kadar uzanan bir bölge de yaşamışlardır.
Onların mitolojileri ile ilgili metinler Hititce’dir. Hurrilerin
dilleri Van Gölü bölgesinde M.Ö.900-585 yaşamış olan
Urartu’ların dilleriyle akrabadır.
Hurrilerin mitolojileri de gökyüzündeki Tanrı katı ile ilgili
olup Kumarbi (=Ata Tanrı)’nin hükümranlığını dile getirir. Diğer
Tanrılar bu Ata Tanrı Kumarbi’nin karnında kendi aralarında
konuşup, nereden dışarı çıkacaklarını ve bu devletin başına
nasıl geçeceklerini tartışırlar, kendi aralarında mücadele
ederler. Hurrilerin Tanrıları sırayla Alalug, Anu ve Kumarbi’dir.
Her biri dokuz yıl egemenlik kurar. Dokuzuncu yıl taht için
mücadele başlar. Kumarbi’de böyle bir mücadelede Anu’yu
ayaklarından yakalayıp gökten yere indirir. Göklerde olan bu
Tanrılar arası mücadele antik Yunan Mitolojisinde aynen
tekrarlanmakta, sadece Tanrı adları değişiktir. Diğer
Tanrılar ve sorumlu oldukları görevler de antik Yunan
mitolojisinde benzerlikler arz eder. Bu mitolojik metin E.O.
FORRER (l936) tarafından bulunup çözümlenmiş din ve kültür
tarihi araştırmalarına çok büyük bir katkıda bulunmuştur.
Mitolojilerin en eskisi olarak bilinen antik Yunan
Theogonia’sından, Hurrilerin Kumarbi Theogonia’sı daha eskidir.
Dünyanın en eski yaratılış mitolojisinin daha sonra
Phönike’liler (=Fenikelilerin) aracılığı ile antik Yunanistan’a
geçtiği ileri sürülmektedir. Hatırlanacağı üzere antik
Yunanistan’da bu konu Hesiodos (M.Ö.8/7.yy) tarafından işlenmiş
ve Kronos mitleri ve Zeus’un dev Typhon’a karşı yaptığı mücadele
başlıklarıyla Theogonia’da yer almıştır. Hurrilerin
Mitolojisinde yer alan gökteki Tanrıların sırası ve işlevleri
Akkat’lardaki Babil Mitolojisindeki Tanrı sıralaması ile
aynıdır.
Hurrilerin ikinci önemli miti olan Ullikumi’de de Yunan
mitolojisine geçen olaylara rastlanır. Örneğin Ullikumi
kayalıkların çocuğu olup sağ omuzu üzerinde gökyüzünü, dünyayı
ve denizleri taşır. Ullikumi antik Yunan theogoniasındaki
Atlas’tır.
Bütün edebiyat eserlerinde yer alan İYİ-KÖTÜ-ADALET motiflerinin
ilk kez rastlandığı metinler gene Hurrilere aittir: Appu ve
oğulları “Adil “ ile “Kötü”. Çocuksuz aile motifi Hurrilerin
Appu metninde yer alır. Güneş tanrısını bir inekle birleşip,
inekten bir çocuk doğurtması ve bu çocuğun, çocuğu olmayan bir
balıkçı tarafından bulunup ailesine mutluluk katması metni de
Hurrilere aittir. Dağ Tanrıları, Dicle ve Fırat gibi nehir
Tanrıları, yılan ve ejderler Yunan ve asiatik ülkelerin
mitolojileri ile benzerlikler gösterir. Dağ Tanrıları asiatik
ülkelerde Tanrı kimliğini taşırken antik Yunan mitolojisinde
Tanrıların mekânı olarak gözükür.
Bütün dünya edebiyatında Aşk Tanrıçası olarak bilinen ve
bizzat kendisi bir motif olan AFRODİT (Aphrodite) antik Yunan
mitolojisinden çok önce Istar (=İştar) veya Asoret (=Aşoret)
adlarıyla geçiyordu. Gökyüzünde Zühre yıldızı olarak bilinen
İştar (Akkadlarda) veya Ninsianna (=Sümerce) ya da Estor (=Babilde)
Aşk Tanrıçası olarak görevini sürdürüyordu. İştar’ın doğuşu
öyküsü ile Afrodit’in ki arasında fark vardır:
“Fırat Nehrinde balıklar bir gün sonderece büyük ve harikulade
bir yumurta buldular. Bunu iteleyerek kıyıya çıkardılar bu
yumurtanın üstüne bir güvercin konup kuluçkaya yatar ve
yumurtadan güzeller güzeli Tanrıça İştar dünyaya gelir.
İnsanlara karşı son derece merhametli davranır”. İştar’ın
sembolü güvercin ve sazlıktır.
Güneş ve Ay tanrıları Mezepotomya’daki ülkelerin mitolojilerinde
“yaratıcı” olan nitelikleriyle önemli bin şekilde işlenirken,
bunlar yunan mitolojisinde Helios (=Güneş Tanrısı) ve Selene (=
Ay Tanrısı) olarak adlandırılır. Diğer Gök Tanrı ve Tanrıçaları
güneş ve ayın altın ve gümüş ışınlarıyla süslenerek ilahi bir
görünümle parlıyorlardı.
Sümerlerin mitolojilerinde de amaç aynıdır: Tanrıların
serüvenleri ve yaptıkları işlerin anlatılmasının yanısıra
insanlara da önerilerde ve öğretilerde bulunulur. Tanrılar
arasında çapkınlıklar da olmakta ama bu olay Tanrı da olsa, suç
işlemiş olduğundan cezalandırılmaktadır.
Buna bir örnek Sümerlerden Enlil ile Ninlil mitosu:
“Enlil banyo yapmakta olan genç kız Ninlil’i gözlemler.
Aralarında aşk ilişkisi olur. Genç kız Ay tanrısından hamile
kalır. Tanrılar meclisi Enlil’in bu olayını kabul edemez ve
Enlil’in Tanrısı olduğu kenti terketmesine karar verir.”
Sümerlerin önemli şehirlerinden Babil, kurulduğundan günümüze
kadar edebiyat eserlerinde çok sevilerek kullanılan bir motif
kenttir. Bir diğer motif kent ise Truva’dır.
Göçebelerin yaşamları da mitoloji de yer almıştır. Örneğin
Marthu mitosundaki aşk ilişkisi günümüzde de sevilerek
kullanılan motiflerden birisidir.
“ Marthu, Babil ve civarındaki göçebelerin Tanrısıdır. İnari
kentinde geçen olayda hediye dağıtımından söz edilir. Bu sırada
Marthu’nun da bir isteği vardır: bir karısı ve çocuğu olmasını
ister annesine ızdırabını söyler ve kendisine bir eş bulmasını
rica eder. (Metinde eksik kısım vardır) Bir şenlikte İnari
kentinin Tanrısı Numuşda Marthu ile ilgilenir: Marthu
Numuşda’nın kızını eş olarak ondan ister; Numuşda razı olur.
Düğün hazırlıkları yapılır. Gelin adayı Tanrıça’nın bir kız
arkadaşı tarafından böylesine kaba, örf ve adetleri bakımından
şehirli yaşamına ters düşen taraflarıyla göçebe çevresinden
böyle bir kişiyle evlenmemesi yolunda uyarılarda bulunursa da,
Tanrıça Adgarudu göçebelerin Tanrısıyla evlenmeye karar verir.”
Hurrilere yeniden geri dönelim. Hurriler Mezepotamya’dan daha
sonra göç ederek İç Anadolu bölgesine, Hititlerin daha sonra
gelecekleri yerlere gelmişler ve kültürlerini orada da devam
ettirmişlerdir. Bu sırada Anadolu’daki diğer ülkelerle de
ilişkiler kurmuşlardır. Avrupa’dan Anadolu’ya göç eden bir kavim
olduğu ileri sürülen Hitit’ler Hurilerin kültürlerini de
benimsemişlerdir. Hitit tabletlerinde onların bu törenleri dile
getirilmiştir.
Avrupa’daki kavimler Türkleri ve kültürlerini Hunlar’la ilk kez
tanımışlardır. Attila ismi Germen mitolojisinde yer aldığı gibi
Nibelungen, Kudrun ve Hildebrand destanlarında da yer almıştır.
Almanya’daki edebiyat dersi kitaplarında Türk ve Avrupalı
kültürlerin tanışmasını bu destanlarda görmek mümkündür. Oysa
Asya’daki Türklerin mitolojileri ders kitaplarında
bulunmamaktadır. Bizde durum nasıldır? Bizim ders kitaplarımızda
mitolojiye ne kadar yer ayrılıyor? Anadolu mitolojileri, Türk
mitolojisi neden yeterince yer almıyor? Orta Asya Türk
Devletlerindeki meslektaşlarımızla bu alanda ne gibi çalışmalar
yapılıyor?
Fakültelerimizde “mitoloji” konusu neden sadece arkeoloji ve
klasik filolojilerde yer alıyor. Bu dersi bütün branş
öğrencilerine açık, seçmeli ders halinde sunmak mümkün olamaz
mı? Türk mitolojisine
daha çok yer verilemez mi? Bu konuda öğrencilerimizde büyük bir
bilgi boşluğu var. Bunun herhangi bir şekilde çözümlenmesi
gerekir, çünkü günümüz genç neslinde çözülmeler vardır.
Türk mitolojisinde diğer ülkelerin mitolojilerindeki olaylarla
benzerlikler görülür. Bu benzerlikler Tanrılar ve görevlerinde,
iyi ve kötü ruhlarda, kahinlerin işlevlerinde, dua ve kurban
kültlerinde görülür. Türk mitolojisinden Türeyiş ve Kıyamet
mitlerini burada anlatarak tebliğimi tamamlamak istiyorum. Adem
ile Havva, Avrupa’daki şekliyle Adam ve Eva isimlerine
dikkatlerinizi çekmek isterim:
“İlk çağda yağmurdan hasıl olan seller Karadağcı denilen bir
dağdaki mağaraya çamur sürükleyip getirdi ve bu çamurları insan
kalıbına benzeyen yarıklara döktü, su ile toprak bir müddet bu
yarıklarda kaldı. Güneş, Saratan burcunda idi ve sıcaklığı çok
kuvvetli idi. Güneş, su ve toprak döküntülerini kızdırdı,
pişirdi. Mezkür mağara kadının karnı vazifesini gördü. Su,
toprak ve güneşin(ateş) unsurlarından ibaret olan bu yığın
üzerinden dokuz ay mutedil rüzgar esti. Böylece dört unsur
birleşmiş oldu. Dokuz ay sonra bu yaratıktan insan şeklinde bir
mahluk çıktı. Bu insana Türk dilince “Ay Atam” denildi ki “Ay
Baba” demektir. Bu “Ay Atam” denilen kişi sağlam havalı ve tatlı
sulu yere indi. Kuvvet ve neşesi günden güne arttı, orada kırk
yıl kaldı. Sonra seller bir daha aktı, yukarıda zikredildiği
gibi mağaradaki yarıklara toprak doldurdu. Güneş Sünbüle
yıldızında idi. Binaenaleyh bu toprağın pişmesi zamanı, güneşin
aşağı indiği devre tesadüf etti ve bundan dolayıdır ki topraktan
yaratılan kişi dişi oldu. Bu dişi kişiye “Ay-Va” adı verildi ki
“Ay Yüzlü” demektir. Ay ata ile Ay-Va evlendiler. Bunlardan kırk
çocuk dünyaya geldi. Yarısı erkek yarısı dişi idi. Bunlar
birbirleriyle evlendiler. Ana ve babaları öldükten sonra
çıktıkları mağaraya gömüp ağzını altın kapı ile kapadılar ve
kapının yanına çiçekler koydular.”
Yukarıdaki metinde Ay Ata’dan Adem’e, Ay-Va’dan Eva’ya doğru bir
geçiş, bir motif akışı sezinlenmektedir. Kardeşler arasındaki
evlilik, anıt mezar ve önüne konulan çiçekler örf ve adetlerin
insanlık tarihindeki akışını gösteren diğer ayrıntılardır.
Kıyamet günü ile ilgili iki Türk mitosu vardır. Buradaki olaylar
ve motifler de evrensel motifler olarak değer kazanmaktadır:
Altaylı Şamanistlere göre “kalgançı çak”, yani kalacak olan
çağın öyküsü:
“Zaman geçtikçe kişioğlu topluluğu azacak, günah işlerden
çekinmeyecek, fenalık alabildiğine çoğalacaktır. İyi Tanrı Ülgen
bu günahlı topluluktan uzaklaşacak, karanlık dünyadaki kötü
Tanrı Erlik yeryüzüne yaklaşacak, yardımcılarından Karaş ondan
önce yeryüzüne çıkacaktır. Kişioğulları iyi Tanrı Ülgen’i
unutacaklar. Yeryüzünde insanları kazanmak için kötü tanrılarla
iyi tanrılar savaşacak. Karanlık dünya Tanrıları Erlik, Karaş ve
Kerey insanları karanlık dünyasına, iyi tanrılar Ülgen, Mangdı-Şire,
Maydre aydınlığa, iyiliğe çekecekler. Her iki taraftan ölenler
olacak nihayet tek başına Ülgen kalacaktır. Ülgen “ölüler
kalkınız” diye bağıracak ve bütün ölüler dirilecektir.”
Ünlü Alman bilim aadamı Radloff ve Verbitskiy’nin derledikleri
kıyamet mitosu ise edebiyatın betimleme sanatının ilk güzel
örneklerinden birisidir:
“Kalgançı çak geldiği zaman gök demir, yer sarı bakır olur.
Hanlar hanlara saldırır, uluslar birbirine kötülük düşünür, katı
taşlar ufalır, sert ağaçlar kırılır. Kişi bir dirsek kadar küçük
olur. Baş parmak kadar erkek olur. Erlerin dizgini kısa olur.
(=güçlerin elinde oyuncak olurlar). Ayak takımı bey olur.
Baba çocuğunu, çocuk babasını tanımaz (=saymaz). Yaban soğanı
pahalı olur. At başı kadar altına bir kap yemek verilmez. Ayak
altında altın bulunur, onu alacak kimse bulunmaz.”
|
|
KAYNAKÇA
Prof. Dr. Zeki Cemil Arda |
|
AYDIN, Mehmet : Bayat Boyu ve Oğuzların Tarihi, Hatipoğlu
Yayınları, Ankara, 19984.
BİLGE DERGİSİ : Yeni Gün 4, 1995.
CAN, Şefik : Klasik Yunan Mitolojisi, İnkılap Kitapevi,
İstanbul, 1994.
EDEBİYAT ANS. : Milliyet Yayınları, İstanbul, 1991.
ERGİN, Muharrem : Dede Korkut Kitabı, Bin Temel Eser, İstanbul,
19969.
İNAN, Abdulkadir : Tarihte ve Bugün Şaamanizm, T.T.K., Ankara,
1986.
JEISMANN, Karl-Ernest /
MUTHMANN, G. : Wort und Sinn, Bd. 5+6, Ferdinand Schöningh,
Paderborn, 1965
KERENYİ, Karl : Die Mythologie der Griechen, Bd. dtv. München,
1991
KINDLERS LIT. LEX : Cilt 11 ve 16, Cilt 21, München 1974
NADOLNI, Sten : Der Gott der Frechheit, Roman
RADLOFF, W. : Manas Destanı, Türksoy Yayınları No:1, Ankara 1985
RICHTER, Gert : Geschichte der Weltliteratur, Gütersloh/München
1978
SCHOEBE, G. : Verstehen und Gestalten, 1, R. Oldenbourg Verlag,
München 1986
STARINGER, M. : Fantasie ist Vorstelllungsvermögen, Radiokolleg
SHB, 1984 / 85, Wien 1985
TEMİZSOY, İ. : Museum für Anatolische Civilisationen, Ankara
1990
WANSCHURA, W.: Mythos–Ammenmaerchen oder Wiederverzauberung der
Welt, SHB, Radiokolleg, Wien
1985 |
|
|
|
|
| |
|