| |
|
|
İMBİK
ŞİİR SEÇKİSİ |
|
Yıl: 1 Sayı :
1 Ocak 2007 |
| |
İLK SÖZ |
|
“Dergiler yazın dünyasının
mayın tarlalarıdır.
Her sayısında bir şiir patlar ,
bir öykü patlar”.diyerek çıkmıştık yola
tam 22 ay önce…
Ve
Bir ‘düş’tü imbik, cemre ile birlikte
düştü toprağa demiştik.
“Şiir güzelliklere gönüllü bir akıştır.” diyerek
sürdürmüştük…Kesintisiz.
Yirmi iki deneme sayısından sonra
şimdi yeniden merhaba diyoruz…
İmbikten süzülerek, sayısı yüzlere ulaşan
imbik-sever dostlara…Merhaba! |
|
Ali Gençli |
| |
M.KEMAL YILMAZ ŞİİRLERİ |
 |
|
1921’de Aydın’da doğdu. Gazi
Eğitim Enstitüsü Fransızca bölümünü bitirdi.Nazilli Ortaokulunda
göreve başladı. Daha sonra Dış Münasebetler Genel Müdürlüğü Şube
Müdür Yardımcılığı (1950-1953), İngiltere Bölgesi Kültür Ataşe
Yardımcılığı (1953-1956) yaptı.Dış Münasebetler Genel Müdür
Yardımcılığı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Sınıfı Fransızca
Öğretmenliği, Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği, 27.IX.1963 - 19.VIII
1964 tarihleri arasında Orta Öğretim Genel Müdürlüğü görevlerinde
bulundu. Talim ve Terbiye Kurulu üyesi iken Aydın’dan
Milletvekili seçildi. Emekli iken 1.VI.l978 tarihinde Yurt Dışı İşçi
Çocukları Eğitim Öğretim Genel Müdürlüğüne vekâleten atandı.
17.I.1979’da İngiltere Bölgesi Öğrenci Müfettişliği ve Kültür
Ataşeliğinde görevlendirildi. |
|
ELLERİM
Okşarken ne güzelsiniz,yumuşak ,uslu…
Bir dost eli sıkarken, sıcacık.
Ve kalem tutarken,
Ve kazma sallarken
Bir de selam verirken.
Güzelsiniz,
Taş kırarken yurdumun yollarına,
Köylülerime su götürürken.
Söyleyin hanginiz?
Teke tek mi,
Yoksa birlikte mi
Boğdunuz o beyaz güvercinci?
Hangi el çekti tetiği?
De bana, kim kopardı, hangi hoyrat?
De bana, kim kırdı bu dalı tazecik?
Kim kapattı okulu?
Söyle kim?
Suçlu sensin
Kırılası elim.
Bir çifte gül açılışınız
Sabaha.
Ne güzelsiniz tanrı’ya yakarışta,
Birlikte bayrak tutuşunuz,
19 Mayıs’ta
Ne oldu size böyle,
Benim,
Öpülesi ellerim.
M. KEMAL YILMAZ |
|
| |
SÖKELİ YEDİ KÖYLÜ
Aslanyaylası köyünde
Yedi kocamış aslan,
Bulutlardan bakar gibi
Süzüyordu Söke Ovasını yukardan.
Ovada gül gül açmış pamuk tarlaları,
Ovada gelin, kız,
Ovada çoluk, çocuk, kızan…
Sökeli yedi köylü
Her biri yüz yaşımda
Her biri ulu çınarla akran.
Bereketli tarlalarda saban izi
Yanık yüzlerinde her biri karışık.
Sökeli yedi köylü
Hem ölüm, hem yaşamla barışık.
Aslanyaylası köyünde
Düşünen yedi adam…
Bu ulu çınar, bu su, bu hava,
Paris’te heykeltıraş Roden,
Ve Kaleli Altı Burjuva…
Düşün ha, düşün gayri…
Kol eğri,bel eğri,
Bacak eğri, dal eğri.
Aslanyaylası’ında yedi köylü
Bir dua gibi okuyor susmayı,
Nasıl olsa onların değil
Onlara düşmez aslan payı.
Yürekleri dağlı bir kızıl demirle
Oğulları Dumlupınar’da yiğit mi, yiğit…
Bir yaman kavga şu Çanakkale,
Oğulları Anafartalar’da
Torunları Doğu’da şehit.
Aslanyaylası’ında yedi aslan, ihtiyar,
Yedisinde de kocamış,yorgun,
Yedisinde de düşünen, yaralı bir yürek var.
Hesabı sorulur her ölen kuşun,
Uçup gitti,vurdu genç aslanı
Kör olası bir kurşun.
Yaylamızda suyumuz buzlu,
Göz yaşlarımız var bizim
Koyu,acı,sıcak,tuzlu.
Ne diye, ne diye?
Ne diye biz kaldık böyle geriye…
Gençlerimiz ölürken
Bize yaşamak…Bu işkence niye?
Dağ havasında öyle ölünmüyor kolay…
Abıhayat yaylamızın suyu,
Çoktan kovmuşum yüreğimden korkuyu.
Yakasına yapışmış iki elim…
Acı haber koşar gelir de cepheden
Köye gelmez ölüm.
M.KEMAL YILMAZ |
|
| |
AĞIT
Nar tanesi, nur tanesi,
Annesinin bir tanesi.
Sapır sapır dökülüvermiş meyveler.
Toprağa karışmış hepsi
Olgunu,ekşisi,tatlısı,tazesi.
Nar tanesi,nur tanesi,
Süt kokan bebeklerin ağzında
Yorgun uykusunda anaların memesi.
Soluvermiş bir anda tüm bahçelerin gülü,
Karanlıkta sımsıcak sarılmışlar birbirine,
Yüz ölü,bin ölü,on bin ölü.
Yeni doğmuş kimi,
Kimi yedisinde,kimi otuzunda,kırkında
Yetmişinde olan da var.
Kiminin tutmuş dili,
Kiminin kopmuş küçücük eli
Acıman yok mu senin kudurmuş canavar…
Bre sarhoş dünya, bre deli toprak…
Dökülüyor kasırgada yaprak yaprak,
Devrilmiş ulu çınar.
Gövde kırık,dal kırık,
Yürek kırık,umut kırık,bacak kırık, kol kırık.
Kadifeden kesesi
Ne kahveden gelir, ne sokaktan
Ne okuldan gelir artık onların sesi.
Ölenler de yaslı, kalanlar da yasta bencileyin.
Bir değil, yüz değil, bin değil,
Ölüler şimdi on beş bin.
Ölüler üst üste,ölüler karmakarışık,
Hepsi dost artık,
Hepsi ölümde barışık.
Ezildi saatim, gün doğmaz artık, durdu zaman.
Yer altında ne bu korkunç uğultu?
Kim bunlar böyle karanlıkta koşuşan?
De bana kimler dost, kimler düşman?
Sevişme yorgunu gençler,
Bebelerin uykusu ise derin…
Alev alev yanmada
Kabarmış yüeği denizin.
N’oldu sana böyle bebek,n’oldu?
Kapanıvermiş gözlerin,
Bilirim benzin neden soldu?
Ölüm melekleri bölük bölük geldiler,
Çok çalıştılar bu gece,
Ciğerimi delik delik deldiler.
İzmit’i,Yalova’yı sel aldı gitti.
Bir kez okşayıp öpemedim,
Sevdiğimi el aldı gitti.
Ateş almış yanıyor Gölcük’ün koca gölü,
Çocukların korkudan tutulmuş dili,
Kiminin başı ezik,
Kiminin bacağı yok,kiminin eli,
Yan yana, üst üste on bin ölü.
Marmara’ya ay doğmuş sini sini
Meğer ben, niçin,neden,bilmeden
Boşuna sevmişim birisini.
Adapazarı’nda yine Pazar kurulmuş,
Bu kez, üç bin kişinin boynu birden vurulmuş.
Bir güzel düşteyim uyandırma beni.
Asılıp durma kolumdan,
Kurtaracağım diye kandırma beni…
Kışlanın üstü toz duman…
Yitirdim tezkeremi…
Söyleyin beklemesin babam.
Kışlanın üstünde kapkara bir bulut,
Anacığım boşuna gözleme yolumu,
Anacığım beni unut.
Mehmet korkar mı hiç ölümden…
Uykuda bile süngü takmış,elde tüfek…
Ölümün üstüne üstüne yürümüş,
Beş yüz taze yürek.
Aman bre aman…
Biliyorum gayri hesap tamam…
Al gülüm, ver gülüm,
Dokunma çocuklara, kıyma gençlere
Gel,
Gel de beni al kör olası ölüm.
M.KEMAL YILMAZ |
|
| |
ŞU TÜRKÜ SÖYLEYEN
Çıkıp aşkın yücesine
Şu türkü söyleyen benim.
Dalıp gurbet gecesine
Şu türkü söyleyen benim.
Çekilmez dağlar yolumdan
Dostlarım bilmez halimden
Yanık yanık aşk dilinden
Şu türkü söyleyen benim.
Çiçeğim vardı gül gibi,
İçerim yanık kül gibi
Şu türkü söyleyen benim.
Düşmek için yükselerek
Yaşamak için her gün ölerek
Kâh ağlayıp, kâh gülerek
Şu türkü söyleyen benim.
M.KEMAL YILMAZ |
|
| |
ÖLMEYEN GELSİN
Merhum Aşık Veysel’e
Gözlerinden kan damlayan gelsin
Gözüm yaşı anlayan gelsin.
Öldü Aşık Veysel öldü işte
Ne kalır geriye bu gidişte?
Gözümüz yok üçte beşte
Şiirimi dinleyen gelsin.
Eş mi ola sevmeyen şiiri,
Şair dediğin adamın biri
Gözünde yaşlar iri iri
Aşk yoluna inleyen gelsin.
Yalnızlık bahçesinin çeşit çiçekleri,
Koklanmamış öpülmemiş hiç biri,
Dünya dünya dedikleri
Kini,nefreti önleyen gelsin.
Kimler gidici,kimler kalıcı
Başımızda dolaşır Azrail kılıcı
Gün olu tatlı, gün olur acı
Sözümü azıcık anlayan gelsin.
Dört duvar dünyada tek kalan kişi,
Neylesin güzeli, netsin oynaşı
İhanet görmüş, ahu olmuş aşı
Ömrü boyu hiç gülmeyen gelsin.
Aşığım benim Veysel’im öldü,
Yandı yüreğim acılar doldu,
Toprak ağladı,çiçeğim soldu
Dünyaya bu kez ölmeyen gelsin.
M.KEMAL YILMAZ |
|
| |
ATATÜRK’ÜN ELİ
Daha ben,
Atatürk’ü doyasıya göremeden,
Beyaz treni ağır ağır gelip geçti bizim köyden.
Son vagonda,
Son pencerede bir güzel adam,
El eder durur bana.
Ben Atatürk’ün elini gördüm,
Görüp de hemen selam durdum.
Bir el ki,
Kara tahtada ak kalem tutar.
Bir el ki ışık mı ışık…
Taptaze…Yeni doğmuş geceden,
Bir eli vardı uzanmış dudağına,
Farkı yok bilmeceden,
Bir el ki düşünür ha düşünür…
Ta… Kocatepe’den.
Uzakta bir el sallanır…
Baştan başa nur…
Tutar selamım alır…
Okşar beni,
Bir el başak olur,
Sararır kalır.
Biçer ekinlerini köylülerimin,
Bir el orak,
Bir el tüfek olur,
Atar,
Parmak parmak.
Bir el yorgun mu yorgun…
Karanlıkları yarar,
Uzanmış ANITKABİR’den
Ellerimizi arar.
M.KEMAL YILMAZ |
|
| |
İMBİK'E GELEN ŞİİRLER |
| |
ZORBALAR DA ÖLÜR
11 /12/ 2006
“Şilili diktatör öldü”
Sanma ki yaprağını dökmez ulu ağaçlar
Sanma ki kalıcıdır zirvedeki kar
Kalır,
İşkence araçları
Ve çığlıklar.
Dönerken Evrenin çarkı
Düşünmez
Ne evi ne barkı.
Dalınca,
Hüzünlü bir beyazlık okşar teni
Arınık su gibi buzlaşır gözleri
Derin bir sızı,okşar yüreği
Hoca Nasrettin’in alaylı gülüşleri
“Hiç
Hiçten büyük ne var ki,” deyişleri
Dikmediysen bir ağaç
Silmediysen bebenin yaşını
Yaşam,
İyiyle kötünün savaşı
Sanma ki zorbalar ölmez
Güzelle çirkinin farkı
Karanlıklarda dolaşır can alıcı
Düşünmez ölümü
Gösterir doğa anamız
Onun ölüm günün.
ETEM ORUÇ |
|
| |
YETER Kİ İNSAN OLMAYI ÖĞRET BANA
Her güzelliğin sevmekle başladığını bilmem için
Bana sevmeyi öğretmelisin öğretmenim
Yanı başımdaki anamı
babamı
karındaşlarımı tanıtmalısın önce
Sonra arkadaşlarımı
insanlarımı
ve ulusumu
Kendim kadar iyi tanımalıyım yurdumu
Öğrenebilmem için aşklarını
sevgilerini
türkülerini
duygularını
Halkımı tanıtmalısın bana
Yaşamdan tat almayı öğretmelisin
Çiçekleri sulamalıyım öncelikle
Hayvanları sevmeliyim hiç korkmadan
Öğrettiklerin türkü olmalı dudaklarımda
Öyle şeyler öğretmelisin ki bana
Boranda
karda
fırtınada dimdik ayakta kalmalıyım
Elimden tutup atomun çekirdeğine götürmelisin
Uzayın bilinmeyen derinliklerinde dolaştırmalısın
İnsan beyninin labirentleri arasında ilerletmelisin beni
Dünyayı ve dünya halklarını tanıtmalısın
Bu engin bilgi denizinde yol göstermelisin bana
Gerçek yaşamda karşılığını bulmalı öğrettiklerin
Senin kıvılcımlandırdığın öğrenme güdümle
İlim Çin'de de olsa giderim peşinden
Yeter ki insan olmayı öğret sen bana
RAGIP ÖZCAN |
|
| |
İMBİK'TEN SÜZÜLENLER |
0 GÜNLER
Yalnızlık taşırdı beni
o yollarda.
Eksik kavuşmalar beklerdi
yoksul evimizde, babasız…
Geceler büyürdü
ayrılık taşıyan otobüslerde,
elden düşme acılar savrulurdu
düşlerime.
Derindi yaralarım ki
sağaltmazdı kavuşmalar.
Hiç umut yeşermezdi
kaygıların kırık saksılarında…
Yollar uzar giderdi,
bir çocuk ağlardı gözlerimde.
Yüklenirdim gelecek düşlerimi,
yeni sevmelere uzanırdı yollar,
karşılıksız sevmelere.
Zühre yıldızı bilirdi, bir de ben
yüreğimde kanayan hüzünleri…
Bana doğru akardı hep
yas karası ırmaklar.
Ne zaman dokunsam parmaklarımla
‘sevi’nin orta yerine,
bir umut çöreklenirdi yüreğime.
ALİ GENÇLİ
|
| |
| |
| |
|
|