| |
|
|
|
 |
|
Çapkın Baba’nın maço kızı |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir diğer mite
göre ise, Büyük Tanrı Zeus Endymion’a ölümsüzlük ebedi yaşam
ve gençlik bağışlamıştır ama genç kalması için hiç
uyanmamalıdır, bu amaçla tanrısal Hypnos’u yollar. Zeus
aslında kızını yani Artemis (Diana) yani Selene’yi
düşünmektedir. Mitolojik sembolizmaya göre Selene öz anlamda
bize Artemis’in kişiliğini simgelemektedir ve bu noktada
Tanrıça’yı anlayabiliriz. Artemis, çok aktif bir tanrıdır, hiç
yerinde durmaz, çevresi tüm doğadır hatta doğa ile
bütünleşmiştir, tüm hayvanlar onu izlerler, bitkiler onu
arzularlar. Sözün özü anlaşılır ki, işi başından aşkın olan
Artemis’in aşkla meşkle uğraşacak vakti yoktur ama gel gelelim
bir dolunay gecesinde uyuyan yakışıklı çobanı görünce aklı
başından gidiverir. Oysa aşık olduğu yaratık bir insan yani
ölümlüdür ve tanrılar insanlarla birleşemezler, o zaman iş
Zeus’a kalır. Hem dağlarda, ormanlarda koşuşturan kızının
mutluluğunu istemektedir, hem de biliriz ki Zeus Baba, aşk
konusunda çok ciddidir ve kalkıp çobanı ölümsüzlük uykusuna
yatırır ve sorunu çözer!!! Çoban Endymion’un öyküsü bir
tuhaftır ama bir o kadar da büyüleyicidir. İnsan kişiliği ince
tüllerle örtülmüştür. Onu genç bir ozan olarak algılarız (Teokritos
mu?), kalben aşkı arar ama bulduğu aşk sonuçsuz ve tatminsiz
gibidir, ancak sessiz ay ışığının en parlak anında sevgilisi
yanındadır, Selene bir hastabakıcı gibi gelir, parlak ışıklar
altında ve melankolik bir ortamda, aşkını mutlak sessizliğin
örttüğü bir heyecanla kucaklar onu tüketir, içer ve yine
sonsuz uykusuna terk edip bulutların içinde kaybolur. Öykü
bize, ümitlerin bir amaca yöneltilmesini, yoğun ve güçlü
arzuların önemini, şiirsel aşk diliyle anlatır. Bir yaşam
gerçeğin ötesinde rüyalarda harcanmıştır, aslında bu erken bir
ölümün çağrısıdır. Verilmek istenen kıssa budur. Yaşam
gerçektir ve hayallerle harcanmayacak kadar değerlidir… |
|
|
|
Kos’lu Ozan Teokritos |
|
Halikarnas
Balıkçısı’nın anlattığına göre, dünyanın ilk “idil”
yani “kır şiiri” şairi Teokritos’dur, Teokritos tahminen
Sicilyalı’dır ama bir süre Kos yani İstanköy Adası’nda yaşamış
ve şiirlerini Güney Anadolu’nun Dorik lehçesiyle yazmıştır.
Sözün kısası, Bafa Gölü ve kıyısındaki Beşparmak (Latmos)
Dağları’nın ölümsüz miti “Çoban Endymion ve Tanrıça Selene”
öyküsü Teokritos’dan alınmıştır. Balıkçı, miti bizlere
aktarırken öncelikle Selene adını vermez ve yerine Artemis’i
koyar sonra da bir açıklamada bulunur; “... Artemis, Yunanca
bir sözcük değildir, Anadolu’lu (aslen Pelasg) bir sözcüktür.
Artemis yeraltı dünyasında Hekate’dir, fırtınalı gecelerde
kapkara bulutlarla örtülü korkunç ve karanlıktır. Sakin
gecelerin berraklığında ise ay ve ay ışığı göklerin
gülümsemesi sayılırdı. İşte o zaman Artemis “Selene” ya da
“Sintia” diye anılırdı...” Balıkçı, daha sonra lirik bir
melodiyle çoban Endymion’un öyküsünü bize sunarken öylesine
bir tablo çizer ki, gerçeğin nerede bitip, mitolojiye nasıl
geçtiğini fark edemezsiniz. |
|
|
|
Bir Troya kaçağı... |
|
Öyküye göre,
Troya’dan kaçan genç bir tutsak ozan (Teokritos?), Beşparmak
Dağları’na ve Bafa kıyılarına ulaşır... Yüce Achilleus’un can
dostu Patraclos’un ölüsü üzerine 12 genç Troyalı’nın kurban
edildiğini görünce, dehşete düşüp korkuyla kaçmıştır, yüreği
acı doludur, tüm insanlardan uzaklaşır ve belki de Latmos
Dağları’nın görkemini, Bafa’nın ışıltılı sularını görünce
aradığını bulduğunu düşünür. Ozanımız, orada çoban Endymion’la
karşılaşır, aşağıda miti anlatacağım ama Halikarnas
Balıkçısı’nın “Hey Koca Yurt” adlı eserinin 249. sayfasıyla da
muhakkak buluşmanız gerekir ve Balıkçı orada bize Endymion’la
Selene’nin epik öyküsünü aktarırken sözlerini şöyle bitirir
ve; “O koca Beşparmak Dağları’nın yavrusu olan ozan
unutulmuştur ama bugün ay ışığında Bafa Gölü’ne ve Beşparmak
Dağları’na bakıp, gönlünün damgasını ve Beşparmaklar’ın
üzerinde sonsuz uykusuna varmış Endymion’u görmemek için dünya
gözünden, gönül gözünden yoksun olmalı. Bu masal bir yurt
türküsüdür.” der. |
|
|
|
|
Teokritos’un ötesindeki ozanlar |
|
Büyük ozan Keats´ın en
sevilen şiirlerinden birisi Selene ile ilgilidir ve ona
seslenir;
“ ... Uyuyan büyük bir hayvan gibi,
Uzanmış senin parlak ilahi rüya sedirine,
Sayısız dağlar yükseliyor, yükseliyor
Tutkulu ve kutsallaştırılmış kısık gözlerle,
Ve henüz senin kutsaman bitmedi,
Saklı, gizli bir yerde, bir küçücük ışık,
Orada zevk, haz var, bir çalıkuşunun yuvasında,
Senin parlak yüzün sessiz ve durgun…”
Bir diğer İngiliz ozan olan Fletcher ise “Sadık Çoban”
şiirinde şöyle der;
“… Solgun yüzlü Phoebe, koruda avlanırken,
Önce gözleriyle genç Endymion’u gördü,
Ebedi ateşle onu yaktı, hiç ölmesin diye,
Onu yavaşça götürdü, hiç korkutmadan uykuya,
Tapınakları yalçın tepelerde, papatyalarla çevriliydi,
Her gece oraya, Eski Latmos’un zirvesine geliyordu,
Kardeşinin ışığı ile dağları yaldızlıyordu,
Onu tüm tatlılığıyla öperken…” |
| |
|
Ve neler oldu? |
|
Gelelim öyküye; bir
gece Artemis gümüş arabasıyla göklerde dolaşırken, aşağıya
bakar ve bir tepenin eteğinde uyuyan genç bir adam görür.
Hızla aşağıya iner ve onu öper, uyanan genç karşısında
tanrıçayı görünce şaşırır, tanrıça ona aşkını ilan etmektedir.
Sonra tanrıça gümüş parmaklarıyla genç çobanın gözlerini
ovalar ve uykuya daldırır o geceden sonra her gece gelir ve
uyuyan delikanlıyı ziyaret eder. Çobanlık yapan genç,
ölümlüdür ama Artemis onun çekiciliğine dayanamamakta ve
Olimpos´un yani Tanrılar Dağı´nın yasalarını çiğnemektedir.
Endişeyle çobanı alır ve Latmos Dağları eteklerinde yaptığı
küçük bir tapınağa saklar, ona ebedi gençliği aşılar ve her
gece ziyaret etmeye devam eder. Bir diğer öyküye göre ise,
çobanın adı Endymion´dur ve Yunan Kralı Elis´in oğludur. Bu
versiyonda Artemis, Ay tanrıçası Selene rolündedir, Endymion´a
aşık olunca keyifli bir anında ne isterse yapacağını söyleyen
babası Zeus´a yalvarır ve Endymion´u sonsuza kadar uyutmak
için izin alır. Yakışıklı Endymion, genç ve yakışıklı kalmak
uğruna kabul eder ve ebediyen uyur. Selene tatlı bir sesle
Endymion’un kulağına fısıldar; “Sana her gece kendi ay
ışığımla geleceğim...”. Artık kimse Endymion’u göremez, genç
çoban Beşparmaklar’ın bilinmeyen bir yerinde sonsuz uykusunu
sürdürmekte ve her ay ışığında Selene’yi beklemektedir.
Onların aşkı, sonsuzluğun uykusuyla bütünleşmiştir, tıpkı
evrenin sonsuzluğu gibi... |
| |
|
Bir diğer bakış açısı... |
|
Öykü bu ama mitolojiye
bakılırsa tanrıçanın uyuyan aşkını öpmekle yetineceğini
düşünemiyoruz. Çünkü diğer mitolojik kaynaklara göre, Artemis´in
elli kızı vardı ve herhalde bunları uyuyan çobanlardan
doğurmadı. Ama farketmez, mitoloji çelişkileriyle değil,
öykülerin sunduğu bağımsız mesajlarla geçerlidir. Örneğin
Bodrum´a giderken yolunuz muhakkak, Bafa Gölü´nden geçecektir,
bir yarım saat ayırın ve gölün karşı kıyısına yani Latmos
Dağları´nın eteğine geçin. Orada küçük bir yıkıntı
bulacaksınız, işte Endymion´un ebediyen uyuduğu yer burasıdır.
Hele bir dolunay gecesinde orada olursanız, kimbilir belki de
Artemis-Selene´yi uyuyan Endymion´u ziyaret ederken
görebilirsiniz. Hele bir de aşıksanız, o zaman Zeus üçüncü
gözünüzü açar ve sıradan ölümlülerin göremediklerini
görebilirsiniz. Malum ya, aşk en büyük büyüdür... |
| |
| anonim |
|
|
|