|
|
|
|
|
|
Antik çağda bilicilik ( kehanet )
halkın en alt tabakasından, en üst tabakasına kadar herkes tarafından
ilgi çekici ve inandırıcı olup, Bilicilik mekanları kutsal mekanlar,
Bilicilik yapan kahinlerde Kutsal kişiler olarak toplum içinde büyük
saygı görmüşlerdir. Bilicilik tapınaklarının değeri, önceden haber
verdikleri olayların doğruluğuna göre artmakta veya azalmaktadır. Apollon
Tapınağı da bilicilik mekanlarından biridir. |
|
Kehanet nedir? |
|
Quintus Cicero´ya göre,
kehanet geleceğin açığa çıkması ve olacaklar bilimidir, ulvi ve
yararlıdır.
Başlıca İki çeşit kehanet uygulaması vardır;
* Birincisi; Bir olayın kehaneti yapan tarafından gözlenmesidir,
bu özendirici ve yapay bir öngörüdür ve de çok çeşitli yöntemler
kullanılır.
* İkincisi; Doğrudan Apollo´dan doğal veya sezgi
yoluyla ilham alınmasıdır. Antik çağlarda ve hatta daha
öncelerinde, kuşlarla kehanet yapılırdı çünkü kuşlar gök
sakinleriydiler ve tanrılara daha yakındılar, dolayısıyla
tanrıların konuşmalarını duymaktaydılar. Rüyalar aracılığı ile
geleceği tahmin etmek (Oniromansi), tüm Pagan inançlarda vardı
ve hatta Bergama´daki Asklepion Şifa Merkezi´nde hastaların
tedavisinde yöntem olarak kullanılmıştı. Filozof Aristotle, bir
rüya yorumcusuydu, rüyaları yorumluyor ve günümüz
psikologlarının kullandıkları gibi kullanıyordu. Yunan ve Roma
dönemlerinde Serapis Tapınakları´nda rüya yorumlatarak, şifa
verilmesi bir modaydı. Roma döneminde, yüzyıllar boyunca
ölülerle ilişki kurulmaya çalışıldı ve onlardan geleceğin
öğrenilebileceğine inanıldı. Bir kutsal rahibenin mezarı "Orakl"
haline getiriliyordu. Akhisar´da bulunan bir örnek yazıt
şöyledir; "Tanrıların rahibesi Ammias ve onun çocukları;
tanrıların ilhamı bu sunaktaki bakır kaplarla onun
belleğindedir. Eğer birisi benden gerçeği öğrenmek isterse, bu
sunağa gelip dua etmesine izin verin. O, her zaman gece ya da
gündüz bütün dileklerini elde edecektir."
* Bir diğer kehanet yöntemi, kelimelerin
aslında saklı kehanetsel anlamlar içerdiğidir. Buna Yunanlılar "cledon"
derlerdi, şimdilerde de "Cleomansi" adıyla, kelimeler
yorumlanmaktadır. Tarihçi Plutarch, "İskender´in Yaşamı" adlı
kitabında, Büyük İskender´in ordularını yola çıkarmadan önce
Delphi´ye gidip danıştığını fakat kendisine verilen "Orakl"ı
unuttuğu için yaşamını erken yitirdiğini yazar. Öyküye göre
Delphi Kahinesi yani Pythia önce İskender´i reddeder ama Kral
buna aldırmaz. Gider Pythia´yı bulur ve omuzlarından yakalayarak
kendisine döndürür. Pythia Kral´a bakar ve; "Sen yenilmezsin,
Oğlum.." der. Bu cümleyi işiten İskender, başka bir şey istemez
çünkü istediği sözcüğü işitmiştir; "Yenilmezlik" Oysa Büyük
İskender´i, bir komutan veya ordu değil, başka bir neden
yenecektir ama kehanetin ötesini dinlememiştir.
Cicero, su kaynaklarının ve ırmakların ilahi lütufkârlıkla
donatıldıklarına ve yanılmazlıklarına inanıldığını söyler.
Homeros´a göre, kutsal Olimpiyalılar yani tanrılar "Styx" adlı
ırmakta yargılanırlar ve yalan söyleyip, söylemedikleri
belirlenirdi. Kahinler ve kahineler kutsal bir suyu
içtiklerinde, geleceğin esinlenmesine ulaşırlardı (Hidromansi).
Bu metod, ilk kez Suriye´de geliştikten sonra Demeter ve
Asklepion tapınaklarında kullanıldı. Daha birçok kehanet yöntemi
vardır ama asıl önemli olan şey, insanların hemen çoğunluğunun
gelecekleri hakkında çok ilkel, basit ve sıradan sorular
sormalarıdır. Bunlar çoğu zaman boş sorulardır. Agis adlı birisi
büyük tanrı Zeus´a battaniyeleri ve yastıkları hakkında bir soru
sorar; acaba onları kaybedecek midir veya birisi çalacak mıdır?
Buna karşın, tanrılar bir insana kararsız olmamasını, çalışmayı
istemesini önerirler. Çocuk balıkçı babası gibi olmalı ve balık
tutma bilgisini öğrenmelidir. Yani önce insan kendi gücüyle
herşeyi yaptığından emin olmalıdır... |
|
Kehanet
nasıl yapılıyordu? |
|
Apollo Tapınakları´nın
danışmanları yani kahinler ve kahineler, ilkönce kendilerini
kutsal suyla yıkamak zorundaydılar. Tapınakların önünde, "pelanos"
denen bir ücret ödenirdi. Pelanos, kehanet yapacaklara yönelik
bir ön sunuydu, Plutarch tapınakların önünde, hayvan kurban
edildiğini de yazar. Halktan 7 "drachma" ve 2 "obol" alınırdı.
Özel istekler için 6 obol ödeniyordu. Bir drachma, 6 obol
ediyordu. Daha üst düzeydeki istek sahiplerinden, onbir kez daha
fazla ücret alınırdı. Bir diğer hazırlayıcı test ise, Apollo´nun
izin verip vermeyeceği yönündeydi. Bunun için kurban edilecek
olan keçi, kutsal suyla yıkanırdı. Eğer kurban hareketsiz
kalırsa, Apollo isteği onaylamıyordu, eğer kurban çırpınır ve
kurtulmaya çalışırsa Apollo isteği onaylıyordu ve cevap
verilebiliyordu. Bundan sonra hayvan sunağa yatırılır ve
kesilirdi. Pythia´nın yani kahinenin bulunduğu yere
geçilemediğinden, kurbanlar kesildikten sonra içeri yollanırdı.
Bu arada, soruyu soran kişi sorusunu yazılı olarak görevli
rahibe verirdi. Rahibelerin söylediği Apollo´ya övgü şarkıları
arasında, rahip soru kağıdını özel rahibeler aracılığıyla,
Apollo ve Dionysus heykellerinin bulunduğu özel bölmede bulunan
Pythia´ya gönderirdi. Pythia, üç ayaklı bir sehpada veya
taburede otururdu. Tanrı Dionysus, transı simgeliyordu, üç
ayaklı sehpa Apollo´nun simgesiydi ve onun oturduğu yer olarak
kabul ediliyordu. Pythia´nın içine Apollo´nun geldiğine
inanılıyordu. Her kehanetten önce Pythia, bir kez daha yıkanıyor
ve temizleniyordu, kutsal defne yaprakları çiğniyor ve kutsal
sudan içiyordu. Özel kokular arasında Pythia, transa geçiyor ve
tanrısal kattan gelen kehaneti içeren kutsal sözcükleri
haykırarak söylüyordu. Trans esnasında Pythia´nın söylediği
sözcükler ilk bakışta, saçma sapandı. Pythia´nın çılgınca
hareketleri, bugünkü anlamda "self-hipnoz" yani kendi kendine
hipnoz olarak tanımlanmaktadır. Pythia´nın anlaşılmaz sözcükleri
doğal olarak yorumlanmaktaydı. Aslında Pythia´lar birer
medyumdular ama dönemin tarzına uygun olarak şiirsel bir dille
yani mısralar halinde kehanet yapıyorlardı. Pythia´nın
kehanetleri rahibeler tarafından yazılıyor ve bir kopyası
müşteriye verilirken, öteki kopyası tapınağın arşivinde
saklanıyordu. Ne yazık ki, bu arşivden geriye birşey kalmadı.
|
|
Dişi
Kahinler |
|
Sibıllar, Bakisler ve
Pythialar
Sibıllar, kutsanmış dişi kahinlerdir ve onlara "Bakis" denirdi.
Geçmişlerinin MÖ 8. Yüzyıl´a kadar uzandığı bilinmektedir.
Sibıllar ve Bakisler Apollo Tapınakları´nın çok öncelerindeki
ilk Pythialar´dılar. İlk Pythialar´ın MÖ 7. Yüzyıl´da ortaya
çıktıkları sanılıyor. Sicilyalı Diodorus´a göre, "orakl"lar yani
kahineler bakire olmak zorundaydılar çünkü fiziksel saflıkları
önemliydi; aynı zamanda da Artemis ile de ilişkiliydiler.
Pythialar daha genç bir kızken seçilirler ve yaşlılar tarafından
yetiştirilirlerdi. Seçim genelde soylu ve saygın bir aileden
yapılırdı. Ama bazen, aileye çocukken girmiş fakir ailelerden
gelen kızlar da Pythia olurdu. Önemli olan başka bir konuda
eğitilmeden Pythia eğitimine girebilmekti. Bir Pythia Apollo´nun
karısı sayılırdı, antik zamanlarda Pythia´nın doğumu Mart veya
Nisan başları olan 7. ayda (Bysios) kutlanırdı. Sonraki
dönemlerde kutlamalar kış aylarında yapıldı. Çok önemli
kehanetler, dinsel takvimlere göre yapılır ve uygun zaman
beklenirdi. Çok fazla talep olduğunda aynı anda üç Pythia´nın
görev yaptığı biliniyor. Fakat MS 2. Yüzyıl´dan sonra "Orakl"lar
azalmaya başlayınca, ortada tek bir Pythia kaldı. Ve
Hıristiyanlığın ışığı parladıkça, Pythia´nınki sönmeye başladı. |
|
Kehanet
ocakları bilinmeyeni bilmeyi nasıl
başarmışlardır ?
|
|
Kehanet
ocaklarına yüzyıllar boyunca sayısız
insan danışmaya gelmiştir. Bunların
arasında Krallar, komutanlar, ünlü
kişiler olduğu gibi, çobanlar ve
köylülerde vardı. Danışılan konular ise
en yüce devlet işlerinden, en önemsiz ,
kişisel sorunlara dek çeşitlilik
gösteriyordu. İnsanlar akın akın
onlarca gün uzaklıktaki yollardan
gelerek bilici tanrı ve kahramanlara
danışmayı göze alıyorlardı.
Kehanetcilerin sırları
-
Politik
meseleler : Politik konularda
verilen öğütlerin gerçekleşme olasılığı
daha yüksek olmuştur. Buda sanıldığı
kadar gizemli bir olay değildir.
Kutsal bilicilik yerlerinde bulunan
görevliler, hergün Yunan dünyasının
dörtbir yanından gelen Krallar,
komutanlar, önemli devlet adamları vb.
kişileri dinliyorlar, onların en
yakınlarına bile açmadıkları
düşüncelerini ve - veya devlet sırlarını
öğreniyorlardı. Böylece hafiye
göndermeden bulundukları yerden devlet
ve üst düzey idare konusunda her türlü
sıra ulaşıyorlardı. Ve bu olayları
yorumlayarak , kral veya devlet
adamlarının sorularına sonuca en yakın
cevapları verebiliyorlardı.
-
Anlaşılması güç ifadeler kullanmak :
Kehanet ocakları açık yanıt vermekten
daima kaçınmışlar ve anlaşılması güç
ifadeler kullanmaları ile
ünlenmişlerdir. Verdikleri cevaplar çift
yönlü olabildiği kadar, tamamen kişinin
kendi yorumuna görede şekillenebilecek
biçimde de olabiliyordu.
örnek: Kroisos'a , Pers
Krallığına saldırmakla büyük bir
imparatorluğu yıkacağı söylenmişti. Buna
güvenerek savaşa giren Kroisos yenildi.
Ama kehanet doğru çıktı. çünkü sonuçta
bir imparatorluk ( Kroisos'un
imparatorluğu ) yıkılmıştır.
|
|
|
|
Kaynaklar:
Eskiçağda Ege Bölgesi
George E. BEAN |
|