|
| |
| |
| Antik
Kentler |
 |
|
|
|
|
 |
|
 |
| |
|
Didyma hiçbir zaman bir kent niteliği taşımamıştır.
|
|
Bu
bakımdan Klaros’a benzer, Gryneion’dan ise ayrılır. Tapınak ve
onun yönetimindeki bilicilik, Miletos toprakları içindedir ve
rahibi de kentin önde gelen resmi görevlileri arasında yer
almıştır. Didyma adı Yunancadan değil, Anadolu dillerinden
kaynaklanır; tıpkı Karia’daki Idyma, Lykia’ daki Sidyma gibi.
Sözcüğün bir rastlantıyla, Yunancada “ikizler” anlamına
gelen Didymi sözcüğüne benzemesi, Apollon ve ikiz kız kardeşi
Artemis ile ilintili olduğu sanısını uyandırmıştır. Bu yüzden,
antik yazarlardan kimisi Didymi formunu benimsemiştir. Gerçi
Didyma’da Artemis’in de bir tapınağı ve kültü vardır, ama
Apollon’unki ile karşılaştırıldığında pek önem taşımaz.
Pausanias, biliciliğin İon göçmenlerin buraya ayak basmasından
önce de var olduğunu söyler. Binicilik gerçekten çok eskilere
dayanır. Ören yerinde ele geçen en eski yazıtlar İ.Ö. 600
dolaylarına tarihlenmektedir ve bunlardan biri biliciliğin
verdiği bir öğüte ait bir parçadır. Anlaşıldığına göre
danışmaya gelenler genç kuşağın korsanlıkla uğraşmasının doğru
olup olmayacağını sormuşlar, tanrı da “Doğru olan
babalarınızın yaptığını yapmanızdır” yanıtını vermiştir. Bu
erken dönemde kült, Brankhidai (Brankhidler) adı verilen ve
Delphoi kökenli olduklarını ileri süren soylu bir ailenin
yönetimi altında idi. Brankhidai adı, Didyma için sıklıkla
ikinci bir ad gibi kullanılmıştır.
Kroisos
İ.Ö. 6. yüzyıl ortalarında Pers ülkesine saldırmayı kafasına
koyunca, ilk iş olarak bir bilicilik merkezinin öğüdüne
başvurmayı düşündü, ama öğüdün güvenirliğini belirlemek
amacıyla önce bir deneme yapacaktı. Böylece, en ünlü bilicilik
merkezlerine , bu arada Didyma’ya da elçiler gönderdi. Elçiler
başvurdukları bilicilerden, o anda kralın ne yaptığını
söylemelerini istediler. Gerçekte kral o sırada bronz bir
kazanın içinde bir kaplumbağa ile bir kuzuyu
kaynatmaktaydı.Doğru yanıtı Delphoi Apollon’u verdi, başka bir
bilicilik merkezi de gerçeğe yaklaştı; ama Didyma , başarı
gösteremedi. Yine de Kroisos, Brankhidlere her zaman dostça
davrandı; tanrıya görkemli adaklar sundu. Bunlar Delphoi
Kutsal Alanına sunduklarının bir eşiydi. Herodotos’un
anlattıklarına bakılırsa , kralın sunduğu adak eşyaları 12
talent saf altın ve 226 talent “beyaz altın” (elektron),
günümüz ölçüleriyle toplam 2 metreküp değerli maden; altın ve
gümüşten yapılmış iki dev çanak; yine büyük boyutta dört gümüş
testi; altın ve gümüşten iki kalp; kraliçeye ait gerdanlık ve
kemerler, ayrıca saray aşçısını betimlediği söylenen, doğal
boyutta bir altın heykel içermekteydi. Tapınağın
bu dönemdeki görünümü konusunda bilgimiz yok denecek kadar
azdır. |
|
|
 |
|
|
|
Ziyaretçilerin kuzeybatıdaki küçük Panormos
Limanı’nda karaya çıktıkları ve tapınağa bir kutsal yol ile
ulaştıkları bilinmektedir. Kutsal yolun iki yanında
heykeller sıralanmıştır. İ.Ö.6. yüzyıla tarihlenen bu
heykellerden birçoğu 1858 yılında Newton tarafından British
Museum’a gönderilmelerine değin, orijinal yerlerinde
kalmışlardır. Çoğu Arkaik Döneme özgü, dik bir biçimde oturan
figürleri betimler. Bazıları yazıtlıdır. Kutsal yol heykelleri
arasında bir aslan bir sfenks heykeli de vardır. Antik
heykellerin başta Lord Elgin, Charles Fellows ve Sir Charles
Newton tarafından – kuşkusuz Osmanlı hükümetinin izni ile-
bulundukları Yunanistan ve Türkiye topraklarından Avrupa
müzelerine taşınması çok eleştirilmiştir. Oysa zamanında
eleştiri yapmak akla gelmemiş, üstelik iki yönden haklı
görülmüştür: Anıtların zarar yada ziyandan korunması ve bilim
adamları ile aydınların ilgisine sunulması. “Elgin Mermerleri”
adıyla bilinen yapıtlar İngiltere’de büyük heyecan uyandırmış,
sanatsal beğenide bir devrim yaratmıştır. Bugün Parthenon’u
ziyaret eden bir kimse, onların yerlerinde kalmış olmalarını
dileyebilir; ama 1800’lü yıllarda Atina’ya pek ender, İonia ve
Lykia’ya ise daha da ender gidildiğini unutmamak gerekir. Eğer
Fellows, Ksanthos heykel ve kabartmalarını Londra’ya
getirmeseydi, kaç kişi onları görebilecekti? Bu anıtlar
yerlerinde bırakılsaydı, yitip gitmeleri ya da zarar görmeleri
kaçınılmazdı. Mahaffy, bir Yunanlının elindeki tüfek ile
Atina Akropolisi’nden, aşağıdaki Dionysos Tiyatrosu’nun
heykellerine ateş ettiğine tanık olmuştur. Newton ise
kendisinden elli yıl önce Sir William Gell’in Didyma kutsal
yolunda gördüğü, oturan bir figürü canlandıran heykelin artık
yerinde durmadığını yazar. Bir yapıtın iki bin yıl varlığını
sürdürmesi, bir yüz yıl daha sürdüreceğine garanti değildir.
Şimdi Türkiye ve Yunanistan’a sıklıkla gidebilmesi ve bu
ülkelerin eski eserlere değer veren, sorumluluk sahibi
hükümetlerce yönetilmesi, Avrupa müzelerine taşınan yapıtların
iade edilip edilmemesi gerektiği konusunda tartışmalara yol
açmaktadır. Tartışmalar sürerken en azından geçici bir önlem
olarak, söz konusu yerlere eserlerin birer kopyası
konulabilir. Nitekim bu, bazı yerlerde yapılmıştır. |
|
Didyma
tarihinin erken evresi, tapınağın Persler tarafından
yıkılmasıyla sona erdi. Herodotos; İ.Ö. 494 yılında İonia
Ayaklanması başarısızlıkla sonuçlanıp, Miletos düşünce,
Dareios’un hem tapınak, hem de bilicilik yerini yağmalayarak
yaktığını anlatır. Oysa Strabon ile Pausanias aynı eylemi
Kserkses’in İ.Ö. 479’da Plataia’daki yenilgisinden sonra ,
Yunanistan’dan dönerken gerçekleştirdiğini yazarlar. Bu olayda
Brankhidler tanrılarına sadakatsizlikten suçluydular; tanrıya
sunulmuş hazineleri hiç duraksamadan Pers kralına teslim etmiş
ve ihanetlerini izleyecek olaylardan kurtulmak amacıyla, onun
peşinde Pers ülkesine kaçmışlardı. Orada kral eliyle Sogdiana
yakınlarına yerleştirildiler. Yüz elli yıl sonra İskender
buraya dek geldi. Ordusundaki Miletoslulara ne yapması
gerektiğini sorduktan sonra, yerleşmeyi yerle bir etti.
“Böylece” diye sözlerini bağlar tarihçi, “babaların işlediği
suçun cezasını oğullar ödemişlerdir”. Daha sonra Suriye Kralı
I. Seleukos, Pers başkenti Ekbatana’da Kserkses’in çaldığı
bronz Apollon heykelini bulmuş, Didyma’ya geri vermiştir. |
|
Pers
yıkımının ardından,bilicilik merkezinin toparlanması uzun
sürdü. 5. yüzyılın geri kalan bölümünde ve 4. yüzyılda hiç
sesi çıkmadı. Ama İskender’in gelişi ile yıllardır kurumuş
bulunan Didyma’daki kutsal pınar, bilicilik pınarı, yeniden
kaynadı. Hayata dönen bilicilik kurumu İskender’in tanrı
Zeus’un öz oğlu olduğunu ve Gaugamela’da zafer kazanacağını
muştuladı. Yine de Didyma asıl canlanmasını Seleukos’a
borçludur. Seleukos İ.Ö. 300 dolaylarında eski tapınağın
bulunduğu yerde, bugün kalıntılarını gördüğümüz dev yapının
inşaatını başlattı. Yeni kutsal alan kısa zamanda büyük bir
zenginliğe kavuştu. Ama İ.Ö. 278 yılında istilacı Galatların
saldırılarından çok zarar gördü. Didyma’da kazılar sonucu
ortaya çıkarılan yazıtlardan biri İ.Ö.277 yılına ait bir
tapınak envanteridir. Yazıt “savaştan arta kalanlar” ın,
Apollon hazinesindeki bezemeli bir tas ve gümüş süslemeli bir
öküz boynuzu ile Artemis hazinesindeki kaidelerinden biri
kopuk bir buhurdan, iki küçük buhurdan ve üç kemerden öteye
gitmediğini belgelemektedir; geriye başka hiçbir şey
kalmamıştır. Henüz tamamlanmamış olan yapı ise ayakta
kalabilmişti. İki yüz yıl Miletoslular kendi olanakları ile
onu tamamlamaya çalıştılar. İ.Ö. 70 yıllarındaki korsan
yağmasının yaraları çabuk sarıldı. Ama tapınağı gören herkesin
gözüne çarpacağı gibi, son rötuşlara hiçbir zaman geçilemedi.
Örneğin taşların çoğu perdahlanamadı, sütunların yivleri
tamamlanamadı. |
|
|
 |
|
|
|
Tapınağın planı çeşitli yönlerden sıra dışı, hatta
benzersizdir.İon düzenindeki yapı “dekastylos dipteros” plan
gösterir, yani kısa yanlarda on sütun içeren iki sütun
dizisiyle çevrilmiştir. Bir ön avlu niteliğindeki pronaosta on
iki sütun daha vardır. Böylece toplam sütun sayısı 120’ye
ulaşmaktadır. Pronaos ile en kutsal bölüm olarak
tanımlayacağımız naos arasında, içinde iki sütun bulunan bir
ön oda yer alır. Pronaostan ön odaya açılan kapının 1.45 m.
yüksekliğindeki eşiği, buranın bir giriş işleviyle
kullanılmadığını göstermektedir. Ön oda ise başka tapınaklarda
rastlamadığımız bir öğedir ve işlevi aşağıda incelenecektir.
Ön odadaki üç kapıyı izleyen basamaklar 2.59 m. alçakta kalan
naosa iner. Burası, yüksekliği 21.3 m.yi aşan duvarlarıyla
büyük bir avluyu andırır. Naosun olağandışı uzunluğu yapının
bir opisthodomostan yoksun bulunmasından kaynaklanmaktadır.
Strabon, dev boyutları yüzünden, yapının hiçbir zaman bir çatı
ile örtülmediğini bildirir. Pronaos un iki yanındaki eğimli
birer dehliz, pronaosu naosa bağlamaktadır. Bu da bir eşine
rastlanmayan bir düzenlemedir. Yunan tapınaklarında kült
heykeli genellikle naosun arka duvarına yakın bir konum alır.
Didyma’da ise naosun üzerinin açık olması dayısıyla Apollon
heykeli için İon düzeninde bir naiskos, küçük bir tapınak
yapılmıştır. bilicilik pınarı da yalnızca temelleri günümüze
erişen naiskosun içindedir.Naos duvarlarının üst bölümü
pilasterler ile bezenmiştir. Pilaster başlıkları arasında
griffon ve Iyra motiflerinden oluşan bir friz uzanır. Frize
ait bazı parçalar bugün kuzey duvarın önünde durmaktadır. Bir
başka sıra dışı özellik, ön odanın iki yanında yer alan ve
naos duvarlarının üzerine ulaşan merdivenlerdir. Tapınak
zengin ve gösterişli bezemelere sahiptir. Bu bağlamda, pronaos
sütunlarının kaidelerinde izlenen bezeme çeşitliliğine ve
arkhitravı süsleyen Medusa frizine değinilebilir. Hafirler
batı uçtaki yıkılmış bir sütunu, düştüğü andaki gibi
kasnakları kaymış bir şekilde bırakmışlardır. Stylobat dümdüz
bir yatay çizgi oluşturmamakta, eksene doğru bombe
yapmaktadır. Birkaç santimetreyi aşmayan bu dışbükey kavis,
basamaklar boyunca gözlerinizi kısarak baktığınızda özellikle
belirgindir. Curvatura adı verilen bu uygulama Yunan
tapınaklarında sıklıkla karşımıza çıkar. Amaç, uzun bir düz
çizginin ortada çökmüş gibi algılanmasına yol açan optik
yanılsamayı düzeltmektedir. Parthenon’da tek bir düz çizginin
ortada çökmüş gibi algılanmasına yol açan optik yanılsamayı
düzeltmektedir. Parthenon’da tek bir düz çizgiye rastlanmadığı
söylenir. |
|
Didyma
Apollon Tapınağı, sınırları içine sığınanlara kesin koruma
sağlayan, dokunulmazlık hakkına öteden beri sahip olmuştu.
Marcus Antonius’un Ephesos Artemis Tapınağı’nda yaptığı gibi,
Iulius Caesar da Didyma’nın dokunulmazlık alanını 2000 ayak
genişletmişti. Ancak İmparator Tiberius çeşitli Yunan
tapınaklarının koruma hakkına ilişkin bir soruşturma
açtığında, Miletoslular, Caesar’ın yürürlüğe koyduğu
uygulamayı kanıt göstermediler. Onun yerine, Brankhidai
bilicilik merkezinin eski günlerinde I. Dareios’un kaleme
aldığı bir mektubu dikkate sundular. Sonuç Didyma’ya iddiaları
çok eskilere dayandığı için kuşkulu görülen ikinci derece
tapınaklar arasında yer verilmesiydi.
|
|
Genelde Roma imparatorları Didyma’ya dostluk gösterdiler.İ.S.
100 yılında Traianus, Miletos’tan Didyma Kutsal Alanı’na
gidecek, 17.7 km. uzunluğunda bir yolun masraflarını
karşıladı. O güne dek Miletoslular hep deniz yoluyla
Panormos’a gelmişlerdi. Traianus’un yaptığı bu bağışın ardında
yatan neden, çağdaşı olan düşünür ve hatip Prusiaslı (Bursa)
Dio’nun yazılarıyla açıklığa kavuşmaktadır. Dio’nun
anlattığına göre Didyma bilicilik merkezi, Traianus’a henüz
böyle bir durum söz konusu değilken , günün birinde
imparatorluğa yükseleceğini bildirmişti. Traianus kehanet
ocağında sözcülük görevini kabul etmekle, Didyma Apollonu’nu
ayrıca onurlandırdı. Daha sonra Hadrianus da aynı şekilde
hareket etmiştir. Kuşkusuz bu, bilici kadının kutsal pınar
başında tanrısal esinlenme ile söylediği sözleri iki
imparatorun dinlediği ve danışmaya gelenlere vezinli bir
biçimde aktardığı anlamına gelmez. Konu, bu görev ile ilgili
masrafların imparatorluk hazinesinden karşılanmasından
ibarettir. İ.S. 2. yüzyılda Traianus ile başlayıp, Marcus
Aurelius’a dek devam eden “iyi” imparatorların zamanında
Didyma zengin bir dönem yaşamış, bilicilik merkezinin
yıldızı özellikle parlamıştır. Kazılarda ele geçen kehanet
metinleri çoğunlukla bu evreye aittir. |
| |
| |
|
Kaynaklar
:
Eskiçağda Ege Bölgesi
George E. BEAN
Fotoğraflar : Eyüp Gölebatmaz |
|